4/1/2008

LELA (LEYLA) TEYZE

27/12/2007

TÜRKİYE’DE VİCDANİ RED KAVRAMININ TARİHSEL KÖKENLERİ VE MALAKANLAR

TÜRKİYE’DE VİCDANİ RED KAVRAMININ TARİHSEL KÖKENLERİ

  

    Türkiye’de vicdani red kavramının tarihsel kökenleri var mıdır; varsa nedir? Sorusuna olumlu yanıt vermenin zor olduğu söylenebilir. 

   Savaşçı ve dünyayı dar-ül harb, dar-ül İslam olarak algılayan bir geleneğin egemen olduğu bir toplumda vicdani red kavramının olmadığını söylemek doğru görünse bile bu geçmişte Anadolu topraklarında böyle bir geleneğe sahip olan toplulukların olmadığı anlamına gelmiyor elbette.

Osmanlı askerlik hizmetini Müslüman halklara özgüleyerek Müslüman olmayan toplulukların askerlik hizmeti dışında tutulmasına özen göstermiştir. Bu anlayış 1856 Islahat Fermanı’na değin süre gelmiş, bu dönemde gayrı- Müslimlerin de eşitlik ilkesi gereği askere alınmasına karar verilmişse de bu da tam anlamıyla yürümemiş; 1914 de askere alınan gayri-müslim unsurlar geri hizmetlerde çalıştırılmaya, 1915 de ise tümüyle askerlik hizmetinden uzaklaştırılmaya başlanmıştır. Kurtuluş savaşında bile gayri-Müslimler askere alınmamış; ancak bu durum “siyasal” bir istisna ile bozulmuştur. Hiçbir gayri müslimin silahaltına alınmadığı bir dönemde Büyük Millet Meclisi topraklarına yeni katılan Kars ve çevresinde yaşayan yukarıda Rusya bahsinde sözünü ettiğimiz “ilk Hıristiyan” guruplarından olan Molokanlar ve Dukhoborlar silahaltına alınmıştır. Bunun nedeni belirttiğimiz gibi tamamen siyasaldır. Bolşevik telakkilere sahip olduğu düşünülen bu halkın ülkeyi Bolşevikleştirebileceğini düşünen askeri şefler bu halkın Rusya’ya göçünü sağlayabilmek için erkeklerini askere almağa kalkışmışlardır.

Buradaki müthiş ironi ise askere alınan Molokanların inanışları gereği askerlik yapmayı reddetmiş olmalarıdır.

    Anadolu toprağında böyle bir geleneğin yaşadığı nedense hiç bilinmez ve yok sayılır.

 Oysa Kars ve çevresinde yaşamış olan Molokan toplulukları bu öğretinin önemli birer temsilcisi olagelmişlerdir.

   Molokan toplumu hakkında yazılanların çoğunda onların Rus’luğu öne çıkartılmış, dönemin siyasal iktidarının Rus çarlığının yöre halkını asimile etmek için onları buraya getirdiğini; ya da yöreyi Ruslaştırmak amacıyla bunları yaptığını iddia etmişlerdir. Aslında bu halkın yaşadıkları yörelerden sökülerek Kafkas-ardı topraklarına,Anadolu’ya getiriliş nedeni tam da yazının başında değindiğimiz neden; yani Molokan halkının askerliğe ve savaşa karşı olan tavrıdır. İnançları gereği tanrının tüm savaşçıların elindeki silahları yere düşürdüğüne inanan ve bu nedenle artık insan öldürmemek gerektiğini savunan bu halk çok büyük acılara katlanmıştır. Önce Çar için savaşmayı reddetmiştir. Onların bu barışçı, reddiyeci felsefeleri Çarlık Rusyası’nda dışlanmalarına neden olmuştur. Her şeye karşın sürüldükleri topraklarda 1917 Ekim devrimi’ne değin  inançlarını yaşatmayı başarmışlardır. Ne var ki Ekim devrimi’ni müteakiben Kafkasya’nın Rusya’dan kopartılmasından ve de Kars ve çevresindeki toprakların Büyük Millet Meclisi Hükümeti topraklarına katılmasından sonra, 1978 den beri yaşadıkları bu topraklarda da  hedef haline gelmişlerdir.

  13 Ekim 1921 de Kars’ta Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan arasında dostluk antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmaya taraf ülkeler bir yanda Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile diğer yanda Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sosyalist Sovyetler Cumhuriyetleri Hükümetleri nin yanında Rusya Sovyetleri Sosyalist Cumhuriyeti Hükümeti de katılmışlardır. Bu antlaşmanın  Molokanlar açısından önemli bir  özelliği  bulunmaktadır. Anlaşmanın 11. maddesinde Kars topraklarında yaşayan Molokanların; aynı biçimde Rusya ve diğer taraf ülkeler topraklarında yaşayan Türk uyruklu  kişilerin de karşılıklı olarak yerleşmiş bulundukları ülkelerde  diğer vatandaşlarla aynı hakka sahip olmakla birlikte askerlik hizmetlerine ilişkin  yasalardan ayrık tutulacağı, söz konusu yasaların  bunlara uygulanmayacağı  karar altına alınmıştır .

Madde şöyledir :

Madde 11— Bağıtlı Taraflardan birinin öteki Taraf topraklarında oturan uyrukları, yerleşmiş oldukları ülke yasalarından doğan hak ve görevlere uygun biçimde işlem görmekle birlikte, ulusal savunmaya ilişkin yasalardan bağışık tutulup onlara uymaları istenilmeyecektir.Aile veraset hakları ile ehliyete ilişkin işlerde de Tarafların uyrukları işbu Madde hükümlerinin dışında kalacaklardır. Bu konular bir özel anlaşma yapılarak çözümlenecektir.”

   Ancak bu antlaşmadan sonra yaşanan süreç Türkiye’ nin bu düzenlemeye uymadığını gösterecektir. Yukarıya aldığımız  antlaşma hükmüne göre Molokanların ulusal savunmaya ilişkin yasalardan bağışık tutulacağı kararlaştırılmışsa da bundan vazgeçilerek Molokanların Türkiye’den ayrılmaya zorlanması politikası tercih edilmiştir.

   Yerleşik Molokan toplumunun siyasallaşması ve önemli bir siyasal güç haline gelmesi konusunda Özellikle Kâzım KARABEKİR in önyargıları ve yönlendirmeleri Meclis Hükümeti için yol gösterici olmuştur. Bu sorunun çözümü için de (!) Molokanların can damarı olan askerlik sorununa yüklenilmekte bulunulmuştur.

Sınırlar içerisinde kalan tüm Molokanların 20 Ocak 1921 tarihine değin Türkiye yi terk etmediği takdirde askere alınacağı yönünde karar alınmıştır.

  “Molokanların en nihayet 20 kânunusaniye kadar memleketimizden çıkmadıkları halde katiyen askere alınacakları hakkında Ankara’dan emir geldi. Kars Rus Sovyet konsolosu Norman ziyaretime geldi. Molokanların askere alınması halinde Rusya’daki Türk tebaasının da askere alınacağını söyledi. Cevaben hükümetimiz 20 kânunusaniye kadar müddet temdid etmiştir, bundan sonra gitmezlerse askere alınacaklardır, artık bence yapılacak bir şey olmadığını söyledim.”(Karabekir.)

   18 Mayıs 1921 de Çiçerin tarafından Ali Fuat'a gönderilen bir notayla Molokanların sürgün edilmesi kınanır. Çiçerin nota’da Molokanların köylerinden kovulduğunu; yerlerine Anadolu’dan getirilen Müslümanların yerleştirildiğini; Rusların ahırlarda yaşamaya mahkûm edildiklerini belirterek bu durumun derhal düzeltilmesini, aksi takdirde bu davranışların Rus emekçi kitlelerinin tepkilerine neden olacağını belirtir. Çok geçemeden 21 Mayısta bir başka nota ile de Molokanlara karşı yürütülen keyfi tutuklamalar, zorbalıklar ve hırsızlıkların sistematik bir hale geldiği bildirilerek, Rus halkının tepkisinin giderek arttığı belirtilirse de yapılan yazışmalardan anlaşıldığı kadarıyla pek bir sonuç alınamaz. Ali Fuat Cebesoy bu konunun kendisine değil, Ankara hükümetine iletilmesi gerektiğini söyler. Haziran 1921 de Çiçerin’in büyükelçi Ali Fuat’a vermiş olduğu yeni nota daha serttir.

“…bu toprakları terk edip göç etmek isteyen Molokanlar, malını mülkünü beraberlerinde alıp götürebilirler, ne yazık ki buna Türk makamları engel olmaya çalıştılar; bu da yetmedi, Molokanlar soyuldu ve her türlü baskı altında bırakıldı, ellerinden toprakları alındı. Bu göçmenler evlerinden kovuldu, açlıktan yarı ölmüş Molokanlar ahırlara ve tavlalara kapatıldı… Kars bölgesinde yaşayan Rus halkının zorla askere alınması da XII maddeyi ihlal edici keyfi bir harekettir ve bunu da şiddetle protesto ederiz...” denmesine karşın yine bir şey değişmez. Bunu R.S.F.S.C. Dışişleri Halk Komiseri Çiçerin’in 13 kasım 1921 tarihli nota’sı izler:

“Rus hükümeti üzüntü duyarak defalarca yaptığı uyarı, protesto ve istemlerine rağmen, Kars bölgesinde yaşayan Rus halkının her türlü yasa dışı kovuşturmaya ve baskıya hedef olduğunu belirtmek zorundadır. Daha önceleri de belirtmiş olduğum gibi Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkilerde özellikle bu soruna büyük önem vermekteyiz. Ancak bu günlerde Kars bölgesinden almış olduğumuz haberler; Türk makamlarınca Rus halkına karşı baskı hareketlerine son verilmediği gibi tersine, daha da artırdığını göstermektedir. Bütün haklar ve Moskova anlaşması hükümleri çiğnenerek, Sovyet topraklarına geçmek isteyen Molokanlar Türk uyruklu kimseler gibi kabul edilerek üstelik silâhaltına alınıyor. Bu ise eşine zor rastlanır bir keyfi davranıştan başka bir şey değildir… Bu dayanılmaz eylemleri şiddetle protesto edip isyan duygularımı açıklarken özellikle Türk temsilcisi Kazım Karabekir’in Rus temsilcisi yoldaş Ganetski ile yaptığı görüşmelerde, Kars ilini terk etmek arzusunu bildirmiş olan Molokanların Türk uyrukluğunda kalmasını ve silah altına çağrılmasına kabul ettiğimi iddia etmesi karşısında duyduğum şaşkınlığı ifade etmek isterim. Hiçbir aslı ve dayanağı olmayan bu iddia beni son derece hayrete düşürüyor ve resmen şunlara bildirmeme zorluyor: bu asılsız iddialardan çıkacak bütün sonuçlar ve bu sonuçlara kanan ve şaşıran Rus temsilcilerinin yapacakları herhangi bir açıklamanın hiçbir hükmü yoktur. Rusya hükümeti Kars bölgesinden çıkmak isteyen ve bu isteklerini resmen bildiren bütün Molokanların Rus vatandaşı olarak sayılmasını, Molokanların Türkiye'de askeri göreve alınma girişiminin yasa dişi kabul edileceğini ve şimdiye kadar bu üzücü olaylara meydan veren Türk sorumlularının cezalandırılmasını resmen ve kesinlikle talep eder. Şunu da ekleyeyim ki vaktiyle Rusya'ya göç etmek olanağına sahip olmayan Molokanların bugün bulundukları yerde 1 yıl daha kalma hakları bulunduğuna ilişkin resmi bir mutabakat bulunmaktadır.

…Türkiye’de kalma kararını alan Molokanlara gelince, bizce bu Molokanlara, milli azınlıkların haklarına karşı saygı gösterileceğini belirten misakı milli'nin Moskova antlaşması ile kabul etiğimiz ilkelerin uygulanması doğru olacaktır. Biz misakı milli yi bütünüyle kabul ettikten sonra bu paktın Rus milli azınlığa karşı tanınmaması ve dini haklarına saygı gösterilmemesi yersiz ve yakışıksız bir hareket olacaktır. Çarlık rejimi bile Molokanların dini inançlarına göz dikmiş değildir ve Molokanlar bu rejim sıralarında bile askerlikten muaf tutulmuşlardır. Kaldı ki misak i milli de ifade olunan özgürlük ilkelerini ihlal eden bir hükümetin, bu konuda Çarlığın zulmünü bile gölgede bırakan hareketlerde bulunmaması ve böyle hareketleri haklı olarak kabul etmemesi gerekir…’’

 2 Aralık 1921 tarihli nota da ise, Hıristiyanların muaf tutulduğu askerliğe tabi tutma uygulamasına değinilerek,

“…. Kilikya da bütün Hıristiyanlar askerlik görevinden muaf tutulurken, Kars’ta bütün Hıristiyanlar askerlik görevinden muaf tutulurken karsta Çarlık zamanında bile askere alınmayan Molokanlar bugünlerde silâhaltına alınıyorsa bunun ne anlama çeldiğini çok iyi anlamaktayız.”(Yerasimos  )denilmektedir.

Molokanlara yönelik sistematik bir baskı uygulanmış, köylerine, tarlalarına, mallarına el konulmuş;  eziyet, baskı ve dayak gibi canice yaptırımlar uygulanmıştır. Bunlar yetmemiş, Molokan ve Dukhobor erkekleri askere alınmaya, cepheye sürülmeye başlanmıştır. Giderek ağırlaşan bu koşulları çok azı kabullenebilmiş; Bu trajedi  1922 yılında bu halkın  Türklerle evlendirdikleri kızlarını, ölülerini,hemen tüm mal varlıklarını bırakarak  kırk yıl önce geldikleri bu topraklardan istemeyerek de olsa ayrılmalarıyla sonuçlanmıştır.

Yirmi bin’i aşkın Molokan nüfus 1922 yıllarında Türkiye’den ayrılmak zorunda bırakılmış; çok küçük bir azınlık yeni koşullara uyarak Türkiye’de kalmayı kabullenmiştir. Bu kalan ailelerin bireylerinden oluşan son 500 kişi ise 1962 li yıllarda anayurda, Sovyetler birliğine geri dönmek zorunda kalmışlardır Çocukları bu topraklarda dünyaya gelmiş, akrabalıklar kurmuş bu halkın “vicdani retçi”  olmalarının ise ayrı bir önemi olduğunu düşünüyorum. 23.09.2007

 ERKAN KARAGÖZ

 

26/12/2007

ANILARDA KALMIŞ HOŞ GÖRÜNTÜLER

   ŞİMDİ YERLERİNDE YELLER ESSEDE BIRAKTIKLARI İZLERİ NE TİPİLER NE BORANLAR NEDE ZAMAN SİLEBİLDİİİİİ....

   UNUTULMADINIZ UNUTULMAYACAKSINIZ

22/10/2006

KARSIN SOLAN RENGİ:MALAKANLAR

Karsın Solan Rengi: Malakanlar

Erkan Karagöz
2004 yılı Malakanların Türkiye'deki evlerinden kopuşlarının kırk ikinci yılı.

Bundan 42 yıl önce 1962'de son Malakan kafilesi hüzünlü ve buruk bir biçimde ayrıldı bu topraklardan.

Giderken yeniden dönüp gelmenin hayalini kuruyorlardı. Gerek 1921'de ki ilk göçle gidenler, gerekse 1962 deki ikinci guruptakiler tekrar döneceklerine dair söz vererek; doğdukları, doğurdukları, ürettikleri toprakları, sevinçlerini üzüntülerini paylaştıkları hemşehrilerini bırakarak gitmişlerdi. Dönen olmadı.
Ne yazık ki bugün bırakın Türkiye kamuoyunu, anneleri babaları onlarla komşuluk etmiş insanlar bile onlar hakkında çok az biliyor. Bilinenler de unutuluyor git gide .
Bir zamanlar Kars-Erzurum çevresinde önemli oranlarda nüfusa sahip olan Malakanlardan geriye, bir kaç birey dışında kimse kalmamıştır.

Rusya'nın değişik yörelerinden gelen Malakanlar,bu bölge halkları için çok ileri tarım ve ziraat tekniklerini de getirmiş ve öğretmişlerdir. Örneğin tarımda Patates,ayçiçeği,lahana ekimi;kaşar, gravyer ve diğer peynir çeşitlerinin yapımı, arıcılık, değirmencilik, değirmenlerden elektrik üretme ve ölü hayvanlardan sabun elde etme tekniğinin öğretilmesi gibi.
Onlarca teknik yenilik yanında toplumsal yaşamda da sahip oldukları engin hoşgörü ve barış duygusunu da yöre halkı içerisinde yaygınlaştıran bu halk hakkında bildiklerimiz hep sınırlı kalmış,Türkiye'de yaşayan Malakanlar konusunda doğru dürüst bir sosyolojik araştırma yapılmamıştır. Prof. O Türkdoğan'ın bu konudaki saha araştırması,doktora tezi ve bir de önemli tanıklıklarda bulunan Kâzım KARABEKİR in anlattıkları dışında pek bir şey yoktur.
Paylaşımcılıkları,barışseverlikleri ile dikkati çeken Malakan halkı hakkında bir takım bilgiler vermenin , geç de olsa bu iyi yürekli barışsever halkı tanımak açısından bir yararı olur diye düşünüyorum.
Malakan tarihine kısa bir bakış
Bu gün Malakanların, büyük çoğunluğu eski Sovyet topraklarında olmak üzere, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avustralya, Yeni Zellanda'da yaşadıkları bilinmektedir.

Kimdir Malakanlar?

Türkiye'de halk arasında Malakanlar olarak adlandırılan bu topluluğun orijinal adı "Molokan"dır. Rusça süt anlamına gelen "moloko" sözcüğünden türetilmiş olan bu adlandırma bir ırka değil, bir Hıristiyan tarikatına karşılık gelmektedir.
Malakanlar ve Malakanizm hakkında görüşleri ve çalışmaları olan O.Türkdoğan; "Molokanizm, Hıristiyan ve Yahudi inanç sistemlerinin sentezi gibidir." dedikten sonra "Malakanları Hıristiyan veya Yahudi olarak kabul etmenin güçlüğü karşısındayız"(1) demektedir. Malakanlar konusunda Pauline V.Young'un görüşüne göre de "Molokanlar veya (süt içenler) büyük ayrılıktan sonra Büyük perhiz(lent) süresince sütü kullanmakta ısrar eden Rus Ortodoks sınıfıdır" (Akt.O.Türkdoğan.agy).(2)
Malakanların kimliği konusunda en doğru ve derli toplu bilgi ise Rus yazar İvan Semyonov'un "Kafkasya Malakanları ve Dukhoborları tarihi" adlı yapıtında yer almaktadır.
Yazar bize şu bilgileri verir:" Molokanlar...dinsel olarak Greko-Rus kilisesine bağlıdırlar. İçsel inançları itibariyle "Tanrı"nın tahta, taş veya diğer objelerle temsil edilerek ona ibadet edilmesini asla kabul etmemiş olmalarına rağmen tek otorite'nin fikir ve imajına iman etmişlerdir. Bir insanın ruhunda yaşayan güçlü ve kadir-i mutlak bir "tanrı "inancına ibadet ederler. İkon ve haç gibi el yapımı şeylerin "Tanrı olmadığı, onların ancak insanoğlunun abartısı" olduğu inancındadırlar. Bu nedenle de, haç, ikon gibi ibadet materyallerinin varlığı anlamsızıdır. Oluşumu süresince "Molakan doktrini" batı Protestanlığından etkilendi, ancak bu kiliseyi de sebep ve ruhban sınıflarından dolayı reddetti.
Bu doktrin 17. yüzyılda köylüler arasında ve dahası orta sınıfın alt kesimleri ve tüccarlar arasında Tambov, Voronczh, Saratov, Penza'da ve Rusya'nın diğer merkezi eyaletlerinde çabucak yaygınlık kazandı.

Bu "inananları önceleri "İkonoklast"lar olarak adlandırdılar. Daha sonraları bu anlayışın ayrı topluluklarının oluşmasından sonra Molokanlar olarak adlandırıldılar .
Bu adın verilme nedeni ise bu topluluk veya "tarikat " Ortodoks kilisesinin oruçlarını kabul etmiyorlardı. Ortodoks öğretisine rağmen oruç zamanlarında da hayvansal gıdaları yedi, süt içtiler..." . Egemen Rus otokrasisi ve Ortodoks kilisesi bu farklı insanlardan hoşlanmadı. Bu topluluk üzerinde her türlü baskı ve zulüm denendi. Rus İmparatorlarından I. Aleksander'in imparatorluk tacı giymesinden sonra Molokanlara yönelik "resmi" uygulamalar değişti.
22 temmuz 1805 de imparator tarafından yayınlanan bir manifestoyla diğer tarikatlardan Dukhoborların yanı sıra Molokanlara da hamiyet gösterildi. Onların dinsel inançlarını özgürce yaşamalarına izin verilmiş oldu.
I. Nikola zamanında durum ağırlaştı. Bu tarikatların üzerine gidildi, haksız uygulamalara, sürgün ve tutuklamalar tekrar başladı. Molokanların kendi geleneklerine uygun olarak hareket etmeleri, ibadet için bir araya gelmeleri hatta Ortodoks mezhebinden olanlar tarafından çalıştırılmaları, pasaport almaları,...nüfusa kayıtlı oldukları yerlerden ayrılmaları yasaklandı.
1830 da ise Molokanların güney eyaletlerine gitmeleri ve orada yaşamaları da özel bir buyrukla yasaklandı. Sadece transkafkasyaya yerleşmelerine izin verildi. Bu tarihten sonra Molokanlar ve Ukraynalı Dukhoborlar ın Rus Ortodoks "karası"ndan legal ayrılmaları başlamış oldu.

Türkiye ve İran'la hudut olan Tiflis, Erivan, Gence, Şamahı eyaletlerinin topraklarına Molokan ve Dukhobor'ların yerleşimleri Kafkasya'daki kral naibinin kararıyla gerçekleşti.
Rus tarikatçıların Transkafkasyada sivil yerleşim birimlerinin oluşturulması 1840 ların başlarında ortaya çıktı."(3)
Özellikle Rus ordularının ilerleme yollarının üzerindeki noktalarda Rus yerleşim birimleri oluşturma politikasının bir gereği olarak, Trans Kafkasya yöresine özellikle Rus ordularının ulaşımında kolaylıklar sağlayabilmesi açısından ulaşım yolları üzerinde, Gürcistan'daki Ahıska bölgesinde 8 yeni yerleşim birimi kurulmasının yanında, Ermenistan'ın kuzeybatısında Kars ve Erzurum yörelerinde yerleştirmeler oluşturulduğunu kaydeden yazar devamla;
"2. Aleksandr'ın yayınladığı bildiriler buralarda yerleşenlerin inançları ve ekonomik yönden gelişmelerine ve girişimde bulunmalarına yardım eden bir unsur oldu. Bu elverişli ortam nedeniyle kısa sürelerde bu yörelerde çiftlikler oluşturuldu. Toplulukların yaşam düzeyleri gözle görülür bir ölçüde gelişme gösterdi.
Bu balayı 19. yüzyılın sonunda gündeme gelen zorunlu askerlik uygulamasına kadar sürdü. Malakanlar askerliği insanların zalimliği olarak tanımlayıp askerlik yapmayı reddettiler. Bu yeniden Malakan halkının acı ve sıkıntı çekmesi demekti. Yeniden kaçış başlamıştı. O dönemde Amerikan toprakları onlar için özgürce yaşanabilecek topraklardı. Bu Malakanların Kafkas-ardından Amerika, Kanada hatta Avustralya'ya göçüne yol açtı. Bir kısım Ailenin de yüz yıl başlarında Kars ve Doğu Rostov eyaletinin Salskii steplerine göçü bu dönemde gerçekleşmiştir. Bunun nedeniyse toprak azlığıydı. Çünkü Molakan aileleri 12-15 kişilik nüfuslara ulaşmaya başlamıştı" demektedir . (I.SEMYONOV.agy) (4)

Burada yine Kars yöresinde yaşamış olan Dukhoborlara da değinmeden geçmeyelim. Aslında, Malakanlarla Dukhoborların tarikatları arasında fazla bir fark yoktur. Bunlar Malakan tarikatının alt gurubu olarak adlandırılabilir ve daha kapalıdırlar. Kendilerini ruh güreşçileri olarak tanımlayan Ukraynalı don kazaklarından oluşan bu mezhep de kilise ve çarın hışmına uğramışlardır. Onların dünya görüşleri yaşam tarzları da Malakanlar gibidir, şiddete karşı çıkan, ikonlara tapınmayı, ibadet etmeyi ve ruhban sınıfı kabul etmeyen, insanca yaşamadan yana, komünal bir yaşamı savunan bir tarikattır. 1895 de çar ve onun askeri servisleri tarafından büyük baskılar uygulanmıştır.
Dukhoborların Sibirya'ya sürgüne gönderilen liderleri Peter V. Verigin ile onların sempatizanı ve destekçisi yazar Leo Tolstoy, özgürlük ve insan haklarının yaygınlaşması için önemli mücadeleler vermişlerdir.(5)
Kars ve çevresinde yaşayan Malakan halkının bu bölgeden tasfiyesi iki büyük göçle olmuştur. Bunlardan ilki 1921 göçüdür ki aşağıda görüleceği üzere, bu göçten çok, deyim yerindeyse kaçırtmadır; diğeri de 1962 göçüdür.

Rusya'ya savaş tazminatı olarak verilen Kars, Rusya tarafından imparatorluğun bir parçası kabul edilmiş , 1878 den 1917 ye değin geçen sürede tarihi Kars kentinin hemen yanında, bu günkü garnizon-şehir Kars inşa edilmiş ;bu yöreye özellikle bu kenti çevreyle bağlayan yollar üzerine, Khalkhol, Doukhobor ve Malakan halklarının yerleşmesi sağlanmıştır.
Ne var ki 1917 Ekim devrimi ile birlikte Rusya'daki Bolşevik yönetim bu yöredeki varlığını daha fazla sürdürmek istememiştir. Yine de gerek Ekim devriminden önce, gerekse sonra Malakanlar içerisinde Bolşevik akım önemli ölçüde yandaş bulmuştur. Bu durum, yeni Türk kurucu iktidarının hoşuna gitmemiştir. Rus askeri varlığının bitmesine karşın yörede yerleşik olarak bulunan Malakanların siyasal eğilimlerinin savaş karşıtı, eşitlikçi, Bolşeviklerden yana olması; Sovyet Rus elçisinin Malakan Rus halkına sahip çıkarak onlarla sıkı ilişkiler kurması ve bu halkın gerek Sovyet Rusya, gerekse Türkiye Komünist Partisi'ne yakın ilgi göstermesi, dahası bu ilgisinin giderek somut desteğe dönüşerek, Bolşevizm ve Sovyet yanlısı gösterilere dönüşmesi, genç Türkiye hükümetini ve askeri şefleri rahatsız etmiş; ciddi bir biçimde bu konu üzerinde kafa yormaya sevk etmiştir.

Türkiye'den ilk kopuş
Malakanlar içerisindeki Bolşevik eğilimlerine ve etkilerine ve onların Türkiye'den sürülmelerine ilişkin yegane kaynak, Kâzım Karabekir'in aktardıklarıdır.
Bu konuda şunları söylemektedir:
İki büyük Malakan göçü

"21 de Rus sefiri Medivani veda ziyaretine geldi. Yarın trenle Erzurum 'a hareket edecek, oradan otomobil ile Ankara'ya. Medivani Kars 'ta bulunduğu 24 gün kadar misafirliğinde boş durmadı. Civar Malakan köylerinde gizli Bolşevik teşkilatı yaptı, Mustafa Suphi'nin heyetini idare etti, yola çıkardı. Bir sefirin Kars 'ta bu kadar müddet oturması ve civar köylerde dolaşması pek ayıp ve pek kaba bir hareketti. Kendi hallerinde çalışkan bir kavim olan Malakanları ifsad etmesi onların felaketine sebep oldu. Bu hakiki müstahsil sınıfın, zeriyat ve hayvancılıkta en ileri gitmiş bu cemaatin yerlerinde kalmasında ve daha iyisi Anadolu dahiline olmak üzere alınmasında fayda vardı, fakat Medivani'nin ifadesile köylerde kızıl bayraklar, nümayişler daha Medivani varken başladı. Ben Medivani'nin nazarı dikkatini celbederek Türk milletinin istiklalini kurtarmak için bütün emperyalist kuvvetlerle boğuşurken içimizden bizi devirmek isteyenleri de düşman addile tedbirler almaktan çekinmeyeceğini anlatmıştım. Vaziyeti Ankara Hükümetine lazımı gibi bildirdim ve artık memleketimizde Bolşevik nüfuz ve unsuru olan Malakanların bir müddet sonra hudut haricine çıkarılması ve yerlerine Türk muhacirleri alınması takarrür etti" (6) diyerek, yeni düzen için tehlikeli bulduğu Malakan topluluğunun sınırlar ötesine çıkartılması için harekete geçildiğini vurgulamıştır. Sonraki gelişmeler göstermiştir ki bu sorunun çözümü Malakanların can damarı olan askerlik sorununa yüklenmekte bulunulmuştur .

Sınırlar içerisinde kalan tüm Malakanların, 20 ocak 1921 tarihine değin Türkiye yi terk etmediği taktirde askere alınacağını mecliste karar altına aldırılmış ;bunun üzerine Malakanlar kitleler halinde anayurtları Sovyet Rusya topraklarına dönmüşlerdir. Malakanlara; onların Bolşevik etkisinde kalmalarına ve Türkiye'den uzaklaştırılmalarına ilişkin olarak Kâzım Karabekir anılarında şunları söyler;
"Malakanlar Ruslar zamanında dahi askerliğe gitmezlermiş , erkekleri hep sakallı. Umumiyetle iri vücutlu , canlı kanlı , sıhhat numunesi insanlar. Elbise ve vücutları temiz. Hayvanları kadana, arabaları çok eşya alır,dört tekerlekli , büyük ve sağlam. Ziraat, ekme, biçme aletleri hep son sistem, yalnız kuvvei ceriye beygirdir. Kan dökmek en büyük günah imiş, harpte dahi olsa. Ben onları yalnız nakliyede kullanıyordum. Buna dahi itiraz ediyorlardı. Karsın her tarafında şoseler boyunca uzanan bu köylüler teşvikatla Bolşevik teşkilatına başlayarak bugün gösterdikleri samimi hayatlarını bozmaya da başlamışlardı."(7) Kâzım KARABEKİR’in değindiği, Malakanların sahip oldukları araçları sadece askeri malzemenin naklinde kullanmaya bile tepki gösterdikleri hususu oldukça önemlidir.Gerek malakan halkının savaşa , kan dökmeye sıcak bakmayışı, gerekse sahip oldukları Bolşevik düşünceler yöneticileri kaygılandırıyordu.

Yeni cumhuriyet yöneticileri ve askeri şefleri Rusların Türkiye topraklarındaki Malakanları Türkiye’de Bolşevik hareketi güçlendirmek için kullanacağı ve yeni iktidarı güçsüz kılacağını düşünmekteydi. Bu durum da kazım KARABEKİR’in yapıtında şöyle geçmektedir .
, "Ruslar (ın) bizi.......Kars ve havalisindeki Malakanlara bazı ufak tefek harekat yaptırarak bu harekatı Bolşevik cereyanı şeklinde göstererek himaye etmek ....suretile izaleye çalışacakları...”(8)
Genç cumhuriyetin yöneticilerinin ve askeri şeflerinin malakanlara karşı bu tutumu giderek boyutlanıyordu. Öyle ki bu konu Sovyet Rusya ile yapılan görüşmelere bile yansıyordu.

"Kars konferansı esnasında Ganyeski pek haşin ve kabalık gösteriyordu. Hatta bir gün 10 teşrinevvel'de basit bir meselede(Türk köylerinden isteyenlerin gelmesine mukabil Malakan köylüleri göndereceğimizi) söylediğim zaman :Bu hakarettir, umuru dahiliyemize müdahaledir , bu teklif geri alınmalıdır , gibi kavgaya kalktı."(9)
Elbette her iki ülkenin yetkilerinin karşılıklı görüşmelerinin de, Malakanların her iki ülkenin yetkililerine baş vurmalarının da hiç bir yararı olmuyordu. Çünkü askeri ve siyasi yöneticilerin kafalarındaki hedef oldukça netti: Malakanlar neye mal olursa olsun gitmeliydiler .Böyle bir şeyi sağlamanın en zahmetsiz, en kırıp dökmeden elde etmenin yolu da Malakanları kendi silahlarıyla, kendi inanışları ile vurmaktı.
Sonunda çözüm bulunmuştu.Malakanlar askere alınacaktı.
Elbette bir savaşın içinde olan bir yönetimin yapacağı şeylerin başında bir genel seferberlik, eli silah tutan bütün erkekleri silah altına almaktan başkaca da bir yol yoktu. Böyle bir durumda hiçbir devlet yöneticisinin bir kısım halkın dinsel inanışları veya vicdani telakkileri gereği savaşa karşı olmasına saygılı olabileceğini düşünmek oldukça zor . Hem kurtuluş savaşı için gerekli olan askeri güç için genel ve zorunlu askerlik yükümlülüğü, hem de Malakan halkının genel siyasal eğiliminin-Bolşevizm- genç devlet için tehlikeli görülmesi nedeniyle bu yolda ısrarlı olunmuştur.

Ve son nokta:
"Malakanların en nihayet 20 kânunusaniye kadar memleketimizden çıkmadıkları halde katiyen askere alınacakları hakkında Ankara'dan emir geldi. Kars Rus Sovyet konsolosu Norman ziyaretime geldi. Malakanların askere alınması halinde Rusya'daki Türk tebaasının da askere alınacağını söyledi. Cevaben hükümetimiz 20 kânunusaniye kadar müddet temdid etmiştir , bundan sonra gitmezlerse askere alınacaklardır, artık bence yapılacak bir şey olmadığını söyledim ."(10)
Yaşanan bu gelişmeler, başta Rus otokrasisinin kapsayıcı askerlik dayatmasına karşı çıkmak olmak üzere bin bir türlü baskıya göğüs gererek binlerce kilometre uzaktaki bu yere, Kars'a göç eden Malakanlar için kötü bir sürpriz olmuştu. Tarih tekerür ediyordu. Onların Kars'a geliş nedenleri, gidişlerin de nedeni olmuştu. Geride çok az bir gurup bırakarak büyük çoğunluğu anayurd’a geri dönmek zorunda kalmışlardı.
Bunları sonradan peyderpey giden kimi Malakan aileleri izlemiştir . Malakanlar kendilerine ait taşınmazları Türklere satmış, bu taşınmazların tapuya kaydı, 12.11932 tarihli "Malaganlardan Noterlikten Musaddak Senetle Satın Alınan Gayrımenkullerin Tapuya Tescili Hakkındaki Kanun " la mümkün olmuştur.
Zorunlu askerliği kabul ederek Türkiye'de kalmaya, Türkiye vatandaşı olmaya karar veren Malakan topluluğu ise 1962 yılına gelindiğinde bu kez siyasal olmayan nedenlerle Türkiye'den ayrılmak durumunda kalmışlardır .Siyasal olmayan ama o ölçüde de yaşamsal olan bu sorun, bir yaşam felsefesi olan Malakanizmin giderek saflığını yitirmesi, dış etkilenimlere açık hale gelmesi ve yozlaşması korkusu -ki aynı korku nedeniyle ABD de yaşayan Malakanlar da Yeni Zellanda'ya göç etmeye karar vermişlerdir.(akt. O.Türkdoğan . agy)- ve Malakan erkeklerinin evlenemeyişleriydi. Malakanlar, evlenme çağı gelmiş kızlarını, Kafkasya'dan getirilerek köylerine yerleştirilen Terekeme'lere vererek onlarla akrabalık kuruyor, ancak genç , bekâr Malakan erkekleri, diğer toplulukların kendilerine kız vermemesi ve dokuz göbeğe evlenme yasağı nedeniyle evlilik yapamıyorlardı. Çözüm, göçtü.

1962 yılında son kalan 1500'ü aşkın Malakan, Anavatan'a , Sovyetler Birliği'ne göçerken arkalarında , Türklerle evlendirdikleri kızlarını, torunlarını, ortak kullandıkları mezarlıklarını , ölülerini, geçmişlerini, bütün mal varlıklarını bırakarak; üstelik de bir çoğu tekrar geri dönecekleri umuduyla, satmayıp ödünç bırakarak ayrılıp gittiler .
Arkalarında bıraktıkları en büyük miras, sıcak dostlukları, iyilik ve barışseverlikleri oldu.
Mart-2002

Dip notlar:
  1. O.TÜRKDOĞAN Etnik Sosyoloji 277 sayfa
  2. O.TÜRKDOĞAN Etnik Sosyoloji sayfa 271.
  3. İvan SEMYONOV Kafkas-ardı Malakan ve Dukhoborları tarihi (Rusça) Erivan
  4. İvan SEMYONOV Kafkas-ardı Malakan ve Dukhoborları tarihi (Rusça) Erivan
  5. İvan SEMYONOV Kafkas-ardı Malakan ve Dukhoborları tarihi (Rusça) Erivan
  6. Kâzım KARABEKİR İstiklal Harbimiz sayfa 953
  7. Kâzım KARABEKİR İstiklal Harbimiz sayfa 953
  8. Kâzım KARABEKİR İstiklal Harbimiz sayfa 972
  9. Kâzım KARABEKİR İstiklal Harbimiz sayfa 1013
  10. Kâzım KARABEKİR İstiklal Harbimiz sayfa 1055

22/10/2006

MALAKANLARIN ÖLÜLERİNE BİLE SAYGI YOK

Kars'taki Malakan Mezarları Yağmalandı
 Kars'taki Malakan Mezarları Yağmalandı

 
Çarlık Rusyası Döneminde Göç Ettikleri Kars'ın Çakmak ve Atçılar Köylerinde Yaşayan Malakan'lara Ait Mezarlar, Define Avcıları Tarafından Talan Edildi. Çok İleri Tarım Tekniklerini Beraberinde Getiren ve Yöre Halkına Öğreten Paylaşımcı, Barışsever Özellikleri ile Tanınan Malakan'lara Ait Mezar Ta...
 

Çarlık Rusyası döneminde göç ettikleri Kars`ın Çakmak ve Atçılar köylerinde yaşayan Malakan`lara ait mezarlar, define avcıları tarafından talan edildi.
Çok ileri tarım tekniklerini beraberinde getiren ve yöre halkına öğreten paylaşımcı, barışsever özellikleri ile tanınan Malakan`lara ait mezar taşlarının, köylüler tarafından ahır ve evlerinin duvarlarında kullanıldığı ortaya çıktı. Ağabeyi ile ablasının mezarlarını gözyaşları içinde arayan Malakan kökenli Türk vatandaşı Vasil Gavrilev Dölemenci, hayal kırıklığı yaşadı. Dölemenci, ``Bizim mezarlarımızda altın ve ziynet eşyaşı bulunmaz. Yapılanlar bir topluma ve insanlara büyük bir saygısızlıktır. Mezarların tekrar yapılmasını istiyoruz`` dedi.

Kars- Erzurum çevresinde yaşayan ve 1962 yılındaki göçle büyük bir kısmı Türkiye`den ayrılan Malakan`ların, Kars`ın merkeze bağlı Çakmak ve Arpaçay ilçesine bağlı Atçılar köylerindeki mezarları yağmalandı. Çakmak Köyü`nün üst tarafında bulunan yaklaşık 200 mezardan bazılarında kazı yapıldığı belirlendi. İlk yıllarda etrafı çevrili mezarlığın duvarlarının yıkıldığı ve mezarların baş taşları hariç diğer bütün taşların sökülerek götürüldüğü anlaşıldı. Kazı yapılan mezarlarda define arandığı ileri sürülürken, sökülen mezar taşlarının köylüler tarafından ev ve ahırların duvarlarında kullandığı saptandı. Arpaçay`ın Atçılar Köyü`ndeki Malakan`lara ait mezarların tamamen tahrip edildiği ortaya çıktı.

KARDEŞLERİNİN MEZARINI BULAMAYINCA AĞLADI

ABD, Kanada ve Yeni Zellanda`da yaşayan Malakan`ların her yıl gelerek Kars ve çevresindeki aile mezarlıklarını ziyaret ettiğini ifade eden Kars merkezde yaşayan Türk vatandaşı 61 yaşındaki Vasil Gavrilev Dölemenci, Malakan`lara ait mezarların tahrip ve talan edilmesine tepki gösterdi. Çakmak köyü`ndeki mezarlıkta ağabeyi Aleksey ile ablası Baraşa Gavrilev`in mezarlarını arayan Vasil Gavrilev Dölemenci, bulamayınca ağlamaya başladı. Yakınlarının mezarlarını bulamayan Dölemenci, gözyaşları arasında ``Yapılanlar bir topluma ve insanlara büyük bir saygısızlıktır. Bazı mezarları kazıp altın aramışlar. Oysa bizim mezarlarımızda altın ve ziynet eşyaşı bulunmaz. Mezarların eski hali çok iyiydi. Hepsini yıkmışlar ve taşların büyük bir bölümünü götürmüşler. Duvar yapmada kullanmışlar. Mezarların tekrar yapılmasını istiyorum`` diyerek tepkisini dile getirdi.

MEZARLAR YAPILACAK

Malakan`lar üzerine araştırma yapan Kars Dayanışma Grubu Üyesi Vedat Akçayöz de, mezarların defineciler tarafından yağmalandığını belirterek şöyle konuştu:
``Malakan mezarlarını tahrip etmişler. Aslında hiç bir Malakan mezarında altın yoktur. Kars Dayanışma Grubu olarak bizlere düşen görev, geçmiş tarihe ve kültüre sahip çıkmaktır. Anadolu bünyesinde bulunan etnik gruplar bizim tarihi zenginliklerimizdir. Geleceğe aktarmak da bizim görevimizdir. Yaklaşık üç ay önce başlattığımız çalışmalar sonucunda Malakan mezarlığının yapılması için destek istedik. Bu isteğimiz olumlu karşılandı. Mezarlığın duvarlarını yapacağız ve taşlarını yeniden yerine yerleştireceğiz. Dünya üzerine yayılan Malakanlar bu bölgeyi programlarına aldılar. Önümüzdeki yıl bu bölgeye turlar düzenleyecekler. Biz de o döneme kadar bu mezarları yapmış olacağız.``

MALAKAN`LAR KİMDİR?

Malakanlar, Beyaz Rus kökenli etnik halktır. Kars`ın Ruslar tarafından 1877- 78 savaşları sonucu işgali üzerine, dönemin Rus yöneticileri tarafından Arpaçay ilçesine bağlı bazı köylere yerleştirilmiş bu dinsel etnik grup, 80 yıllık bir ortak yaşamdan sonra, 1962 yılında, özgür ve bağımsız kararlarıyla Rusya, Amerika ve Avusturalya`ya göç etmişlerdir. Göçe, çok yakın akraba ile evlenme durumunda kalmaları, yerli halkla evlenme yapamamaları da önemli etken olmuştur. Malakan`lar, Kars`ta yöre halkına değirmencilik, peynircilik ve tarımsal alanda önemli yenilikler getirerek, adlarını unutturmamışlardır. Osmanlı arşiv belgelerine göre, Ermeni zulmüne maruz kalmalarına rağmen, yerli halkla uyum ve barış içinde yaşamayı sürdürmüşlerdir. Bir zamanlar Kars ve çevresinde önemli nüfusa sahip olan Malakan`lardan günümüzde bir kaç aile dışında kimse kalmamıştır. (Doğan Haber Ajansı)


11/10/2006

TÜRKİYEDEKİ MALAKANLARIN HAZİN SONLARI

Malakan Sorunu ve Çözümü 

 

Kars ve çevresinde değişen tarihsel siyasal koşulların değişiminden en fazla etkilenenler yöre halkı olmuştur. Bunların başında Rumlar, Ermeniler, Kara papaklılar, Kürtler ve Malakanlar gelmektedir.
Ancak Malakanlar savaş ortamında değil; savaş sonrasında anti- Bolşevizm saplantısının kurbanı olmuşlardır. Bulundukları coğrafyanın hızla Bolşevikleşen bir sisteme komşu olması bu büyük bedelin en önemli nedenlerinden biridir diye düşünüyorum.
Malakan halkı; yazışmalarda geçen şekliyle Molokanlar Kars ülkesinin Ruslara savaş tazminatı olarak verilmesinden sonra yörede iskân edilen halklardan biri. Çarın, gerici saldırgan Ortodoks kilisesinin siyasal iktidarın baskısından bunalarak çıkış yolu olarak Kafkas ardına; Orta-Asya’ya, Sibirya’ya gitmede bulmuş; bunların içerisinde gittikleri yerde belki de en fazla ezilen, baskılara maruz kalanları Kars ve çevresine göç etmeyi tercih edenler olmuştur.
Ermeni çetecilerinin ve Hıristiyan gericilerinin zulüm ve baskısına karşı direnmeye karşı koymaya çalışan Molokan halkı 1917 Ekim devriminden sonra bu kez de yörede siyasal erkini kurmaya çalışan kurucu Türkiye iktidarının özellikle bu iktidarı yönlendirmeye çalışan bir takım gerici şüpheci ve despot düşünceli insanların yönlendirilmesi sonucu yeniden acılara çekmeye zulüm ve baskı görmeye başlamışlardı. Anadolu’nun içlerinden getirilen göçmenler Malakan köylerine yerleştirilmeye mallarının mülklerinin yağmalanmasına göz yumulmaya çalışılmış, askere alma uygulamasının muhatabı olmaya başlamışlardır.

Bolşevizm’i ciddi bir tehlike olarak gören siyasal çevrelerde Bolşeviklik konusunda cadı kazanları kaynatılmaya başlanmış; anlayan anlamayan herkes çoğu zaman siyasal iktidarın yanında yer almak dürtüsüyle insanları Bolşevik olmakla suçlamış, ülkeyi Bolşeviklerin ele geçireceği yolunda senaryolar üretmişlerdir. Bunlardan biri olan ve Moskova da Sovyetlerle görüşmelere katılan heyette yer alan Dr. Rıza NUR, Rusya’dan kovulduğunu ve halen Kars yöresinde doktorluk yaptığını belirttiği kişinin Bolşevik ajanı olduğunu, Ani kentinde incelemeler yapma bahanesiyle dolaştığını jurnallemiştir.  Jurnallemekle de kalmayan Rıza NUR, hükümete Ani kentinin taş üstünde taş kalmamacasına imha ettirilmesini öneriyor !. Ankara’daki Meclis Hükümeti ise bir taraftan Bolşeviklerle iyi geçinmeye dikkat ederken bir taraftan da Meclis Hükümeti sınırları içerisinde şu veya bu şekilde Bolşevizmin, sosyalist düşüncenin yaygınlaşmaması için her türlü önlemi almayı sürdürüyordu.
İşe Mustafa Suphi’yi ortadan kaldırtmakla başlayan siyasal güçler, Kars ve çevresindeki Bolşevizmin yerel unsurları olan Malakanları ciddi bir tehlike kabul etmişlerdi.
Molokanların Yunan saldırısına karşı yapılan seferberlikte askere alınmalarına başlanır. İlginçtir ki Adana ve çevresindeki Hıristiyanlar ve hatta Kars’taki diğer Hıristiyan unsurlar askere alınmazken Molokanlar askere alınmaya başlıyor. Elbette ki Molokanlar iyi bir savaşçı olduklarından değil bu(!). Onları en kolay yıldırıp kaçırtacak yoldur bu. Malakanların askere alınmaya başlaması Malakanlara yönelik sindirme hareketleri evlerini tarlalarını işgal etme, mallarını yağmalama gibi olaylar giderek hızlanır. Ali Fuat (Cebesoy)la Çiçerin arasında bu konuda birçok yazışma yapılır.
Yerleşik Malakan toplumunun siyasallaşması ve önemli bir siyasal güç haline gelmesi konusunda Özellikle Kâzım KARABEKİR in uyarıları ve yönlendirmeleri Meclis Hükümeti için yol gösterici olmuştur.

Kâzım Karabekir anılarında belirttiği üzere ;

“21 de Rus sefiri Medivani veda ziyaretine geldi. Yarın trenle Erzurum ’a hareket edecek, oradan otomobil ile Ankara’ya.Medivani Kars ’ta bulunduğu 24 gün kadar misafirliğinde boş durmadı. Civar Malakan köylerinde gizli Bolşevik teşkilatı yaptı, Mustafa Suphi’nin heyetini idare etti, yola çıkardı. Bir sefirin Kars ’ta bu kadar müddet oturması ve civar köylerde dolaşması pek ayıp ve pek kaba bir hareketti. Kendi hallerinde çalışkan bir kavim olan Malakanları ifsad etmesi onların felaketine sebep oldu. Bu hakiki müstahsil sınıfın , zeriyat ve hayvancılıkta en ileri gitmiş bu cemaatin yerlerinde kalmasında ve daha iyisi Anadolu dâhiline olmak üzere alınmasında fayda vardı, fakat Medivani’nin ifadesile köylerde kızıl bayraklar, nümayişler daha Medivani varken başladı. Ben Medivani’nin nazarı dikkatini celbederek Türk milletinin istiklalini kurtarmak için bütün emperyalist kuvvetlerle boğuşurken içimizden bizi devirmek isteyenleri de düşman addile tedbirler almaktan çekinmeyeceğini anlatmıştım. Vaziyeti Ankara Hükümetine lazımı gibi bildirdim ve artık memleketimizde Bolşevik nüfuz ve unsuru olan Malakanların bir müddet sonra hudut haricine çıkarılması ve yerlerine Türk muhacirleri alınması takarrür etti “(72) diyerek, yeni düzen için tehlikeli bulduğu Malakan topluluğunun sınırlar ötesine çıkartılması için harekete geçildiğini vurgulamıştır. Sonraki gelişmeler göstermiştir ki bu sorunun çözümü Malakanların can damarı olan askerlik sorununa yüklenmekte bulunulmuştur.

Sınırlar içerisinde kalan tüm Malakanların 20 Ocak 1921 tarihine değin Türkiye yi terk etmediği taktirde askere alınacağını mecliste karar altına aldırmış; bunun üzerine Malakanlar kitleler halinde anayurtları Sovyet Rusya topraklarına dönmeye zorlanmışlardır.
Bu konuda Rusya Sovyet federatif sosyalist cumhuriyeti yetkililerince Türkiye’ye sert notalar verilmiştir.
Stefanos Yerasimos’un Türk-Sovyet ilişkileri adlı yapıtında tümüne yer verilen bu notaların Malakanlarla ilgili önemli kısımlarını buraya almakla yetiniyorum.
18 Mayıs 1921 de Çiçerin tarafından Ali Fuat'a gönderilen bir notayla Malakanların sürgün edilmesi kınanır…. Çiçerin nota da Malakanların köylerinden kovulduğunu yerlerine Anadolu’dan özellikle getirilen Müslümanların yerleştirildiğini Rusların ahırlarda yaşamaya mahkûm edildiklerini belirterek bu durumun derhal düzeltilmesini aksi takdirde bu davranışların Rus emekçi kitlelerinin tepkilerine neden olacağını belirtir.

Çok geçemeden 21 Mayısta bir başka nota ile de Malakanlara karşı yürütülen keyfi tutuklamalar zorbalıklar ve hırsızlıkların sistematik bir hale geldiği bildirilerek Rus halkının tepkisinin giderek arttığını belirtirse de yapılan yazışmalardan anlaşıldığı kadarıyla pek bir sonuç alınamaz. Ali Fuat Cebesoy bu konuda kendisine değil Ankara hükümetine sorunun iletilmesi gerektiğini söyler.
Haziran 1921 de Çiçerin’in büyükelçi Ali Fuat’a vermiş olduğu yeni nota daha serttir.
“…bu toprakları terk edip göç etmek isteyen Molokanlar, malını mülkünü beraberlerinde alıp götürebilirler, ne yazık ki buna Türk makamları engel olmaya çalıştılar; bu da yetmedi, Molokanlar soyuldu ve her türlü baskı altında bırakıldı, ellerinden toprakları alındı. Bu göçmenler evlerinden kovuldu, açlıktan yarı ölmüş Molokanlar ahırlara ve tavlalara kapatıldı… Kars bölgesinde yaşayan Rus halkının zorla askere alınması da XII maddeyi ihlal edici keyfi bir harekettir ve bunu da şiddetle protesto ederiz.
Kars topraklarında sözüm ona bir takım devrimcilerin bulunması ile ilgili haberlerinize gelince, bunlar, kanımca… Bazı işsiz güçsüz unsurların uydurdukları yalandan başka bir şey değildir…
...Hal ne olursa olsun bu meşum devrimciler hakkındaki haberler dinsel bir mezhep olan Molokanlara karşı alınan önlemlerin nedenini açıklamıyor. Kaldı ki bu mezhebin müridleri hiç bir şekilde Bolşevik Devrimci fikirleri ne benimsemiş ne de onlarla ilgilenmiştir. Müslüman devletlerinde olduğu gibi kimse gerici ulemayı bir takım komünist hareketlere girişmeleri ile suçlayamayacağı gibi dünyevi işlerden kat kat uzakta kendi halinde yaşayan bir Hıristiyan mezhep müritlerini böylesine uydurma entrikalarla suçlandırmak en hafif deyimle şaşırtıcıdır. Molokanların Orta Anadolu’ya sürülmesi ve orada yerleştirilmesi fikri ise bizlerde yalnız gerçek bir isyan uyandırmaktan başka bir işe yaramaz. “

Bunu 13 haziranda verilen notada bu konunun bir kez daha dile getirilmesi izler. Karsta imzalanan 13 Ekim 1921 tarihli dostluk anlaşmasının 13 maddesinde Molokanlara ilişkin şu düzenlemeye de yer verilir.
“Madde 13
1918 yılına kadar Rusya’nın bir bölümünü oluşturan ve bu gün Türkiye egemenliğine geçmiş olan topraklarda yaşayan herkes dilediği zaman Türk vatandaşlığından çıkıp Türkiye’yi serbestçe terk ederek, eşyasını malını mülkünü veya bunların değerini beraberinde götürebilir …”
Denmesine karşın yine bir şey değişmez.

RSFSC Dışişleri Halk Komiseri Çiçerin bir kez daha nota vermek durumunda kalmıştır.
13 kasım 1921 tarihli notada özetle şunlar yer almaktadır.

“Rus hükümeti üzüntü duyarak defalarca yaptığı uyarı, protesto ve istemlerine rağmen, Kars bölgesinde yaşayan Rus halkının her türlü yasa dışı kovuşturmaya ve baskıya hedef olduğunu belirtmek zorundadır. Daha önceleri de belirtmiş olduğum gibi Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkilerde özellikle bu soruna büyük önem vermekteyiz. Ancak bu günlerde Kars bölgesinden almış olduğumuz haberler; Türk makamlarınca Rus halkına karşı baskı hareketlerine son verilmediği gibi tersine, daha da artırdığını göstermektedir. Bütün haklar ve Moskova anlaşması hükümleri çiğnenerek, Sovyet topraklarına geçmek isteyen Molokanlara Türk uyruklu kimseler gibi kabul edilerek üstelik silah altına alınıyor. Bu ise eşine zor rastlanır bir keyfi davranıştan başka bir şey değildir
Bu dayanılmaz eylemleri şiddetle protesto edip isyan duygularımı açıklarken özellikle Türk temsilcisi Kâzım Karabekir’in Rus temsilcisi yoldaş Ganetski ile yaptığı görüşmelerde, Kars ilini terk etmek arzusunu bildirmiş olan Molokanların Türk uyrukluğunda kalmasını ve silah altına çağrılmasına kabul ettiğimi iddia etmesi karşısında duyduğum şaşkınlığı ifade etmek isterim. Hiçbir aslı ve dayanağı olmayan bu iddia beni son derece hayrete düşürüyor ve resmen şunlara bildirmeme zorluyor: bu asılsız iddialardan çıkacak bütün sonuçlar ve bu sonuçlara kanan ve şaşıran Rus temsilcilerinin yapacakları herhangi bir açıklamanın hiçbir hükmü yoktur. Rusya hükümeti Kars bölgesinden çıkmak isteyen ve bu isteklerini resmen bildiren bütün Molokanların Rus vatandaşı olarak sayılmasını, Molokanların Türkiye'de askeri göreve alınma girişiminin yasa dişi kabul edileceğini ve şimdiye kadar bu üzücü olaylara meydan veren Türk sorumlularının cezalandırılmasını resmen ve kesinlikle talep eder. Şunu da ekleyeyim ki vaktiyle Rusya'ya göç etmek olanağına sahip olmayan Molokanların bugün bulundukları yerde 1 yıl daha kalma hakları bulunduğuna ilişkin resmi bir mutabakat bulunmaktadır.
Özellikle, Kars ilinden ayrılmak isteyen Molokanların Rusya'ya dönmelerinden vazgeçmeleri için son derece kaba, vahşi uygulamalarla karşı karşıya kaldıklarını ve hatta kendilerine dayak atıldığını ve her türlü ağır baskıların yapıldığını kesinlikle öğrendiğimden bütün bunlara karşı çıktığımı en kesin bir şekilde bildiririm. Bu gibi eylemleri Rusya'ya karşı açık bir düşmanlık olarak kabul etmekteyiz ve Türk makamlarının bu tür davranışı, Türkiye’nin bugünkü politik çizgisindeki genel konumu hakkında da bizi şüpheye düşürmektedir.
Rus konsolosluğuyla temas kurmak isteyen Molokanların tutuklanmaları ile ilgili olarak yukarıdaki açıklamamı bir kez daha tekrarlarım.
Türkiye’de kalma kararını alan Molokanlara gelince, bizce bu Molokanlara, milli azınlıkların haklarına karşı saygı gösterileceğini belirten misakı milli'nin Moskova antlaşması ile kabul etiğimiz ilkelerin uygulanması doğru olacaktır. Biz misakı milli yi bütünüyle kabul ettikten sonra bu paktın Rus milli azınlığa karşı tanınmaması ve dini haklarına saygı gösterilmemesi yersiz ve yakışıksız bir hareket olacaktır. Çarlık rejimi bile Molokanların dini inançlarına göz dikmiş değildir ve Molokanlar bu rejim sıralarında bile askerlikten muaf tutulmuşlardır. Kaldı ki misak i milli de ifade olunan özgürlük ilkelerini ihlal eden bir hükümetin, bu konuda Çarlığın zulmünü bile gölgede bırakan hareketlerde bulunmaması ve böyle hareketleri hakli olarak kabul etmemesi gerekir…’’

Bunu 2 Aralık 1921 tarihli başka bir nota takip eder.

“Kars anlaşması Türkiye ve Kafkas cumhuriyetleriyle ilgilidir; bu anlaşma hükümlerini Türkiye'ye bırakılan topraklarda öteden beri yaşamakta olan Ruslara da uygulama girişimi, Türk hükümetini Rus vatandaşlara karşı hiçbir şekilde nitelendirilemeyen bu eyleminin geçerli olacak herhangi bir kanıttan yoksun olduğunu ortaya koymaktadır. Yoldaş Ganetski'nin Türkiye'de bulunduğu sıralarda Türk hükümeti Rusya'ya dönmek isteyen Ruslara 1 yıl daha kalmalarına izin verdikten sonra, şimdi, Fransa’yla anlaşma imzalar imzalamaz bu sözünü geri alıyorsa bizde kendiliğinden ortaya çıkan sonucu gereğince değerlendireceğiz. Türkiye’ye bırakılan topraklarda kalmış Ruslar, saptanan süre içinde ülkesine iade edilmek konusunda gerekli dilekçe vermedikleri taktirde Türk uyruğuna geçecektir. Kilikya bütün Hıristiyanlar askerlik görevinden muaf tutulurken, Kars’ta bütün Hıristiyanlar askerlik görevinden muaf tutulurken karsta Çarlık zamanında bile askere alınmayan Molokanlar bugünlerde silah altına alınıyorsa bunun ne anlama çeldiğini çok iyi anlamaktayız.
“Rusya’daki Türklerin ülkelerine iade edilmeleri ile ilgili işlem durdurulmuştur. Bu ağır durumlarından dolayı kimin ve neden sorumlu olduğu kendilerine bütün açıklığıyla anlatılacaktır. Sovyet hükümeti, temsilcisi olduğu Rus işçi kitlelerinin küçük düşürülmesine asla izin veremez.”(S.Yerasimos Türk-Sovyet İlişkileri)

Malakanlara; onların Bolşevik etkisinde kalmalarına ve Türkiye’den uzaklaştırılmalarına ilişkin olarak Kâzım Karabekir anılarında şunları söyler;
“Malakanlar Ruslar zamanında dahi askerliğe gitmezlermiş, erkekleri hep sakallı. Umumiyetle iri vücutlu, canlı kanlı, sıhhat numunesi insanlar. Elbise ve vücutları temiz. Hayvanları kadana, arabaları çok eşya alır, dört tekerlekli, büyük ve sağlam. Ziraat, ekme, biçme aletleri hep son sistem, yalnız kuvvei ceriye beygirdir. Kan dökmek en büyük günah imiş, harpte dahi olsa. Ben onları yalnız nakliyede kullanıyordum. Buna dahi itiraz ediyorlardı. Kars’ın her tarafında şoseler boyunca uzanan bu köylüler teşvikatla Bolşevik teşkilatına başlayarak bugün gösterdikleri samimi hayatlarını bozmaya da başlamışlardı.” (73)diye yakınan Karabekir yine, Malakanların da yer aldığı Elvile-i Selase bölgesinin yoğun bir Bolşevizm propagandasına maruz kaldığını belirtip;

“...Henüz hiç bir teşkilatı bulunmayan ve mütemadi Bolşevik propagandasına maruz elvilei selase, Kürtlük mıntıka, garbe nazaran pek geri olan sair mıntıkalarla üç muhtelif gurup.(74)tan söz ederek özellikle vurgulamaktadır.

Kâzım Karabekir’in , “Ruslar (ın) bizi... Kars ve havalisindeki Malakanlara bazı ufak tefek harekât yaptırarak bu harekâtı Bolşevik cereyanı şeklinde göstererek himaye etmek... Suretiyle izaleye çalışacakları...”(75), yolundaki düşüncesine paralel düşünen Meclis Hükümeti temsil heyeti ile Sovyet heyeti arasında yapılan görüşmelerde Malakan sorununun çok önemli tartışmalara yol açtığını da yine Karabekir’in anılarından öğrenmekteyiz:
“Kars konferansı esnasında Ganyeski(Ganetski E.K.) pek haşin ve kabalık gösteriyordu. Hatta bir gün 10 teşrinievvel’de basit bir meselede(Türk köylerinden isteyenlerin gelmesine mukabil Malakan köylüleri göndereceğimizi) söylediğim zaman: Bu hakarettir, umuru dâhiliyemize müdahaledir, bu teklif geri alınmalıdır, gibi kavgaya kalktı.”(76)
Ve son nokta:
“Malakanların en nihayet 20 kânunusaniye kadar memleketimizden çıkmadıkları halde katiyen askere alınacakları hakkında Ankara’dan emir geldi. Kars Rus Sovyet konsolosu Norman ziyaretime geldi. Malakanların askere alınması halinde Rusya’daki Türk tebaasının da askere alınacağını söyledi. Cevaben hükümetimiz 20 kânunusaniye kadar müddet temdid etmiştir, bundan sonra gitmezlerse askere alınacaklardır, artık bence yapılacak bir şey olmadığını söyledim.”(77)

Başka bir çalışmamda Malakanlar hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştim. Bu nedenle burada özellikle konunun fazla sarkmaması için Malakanların sadece askerlik yapmama geleneğine ilişkin bir şeyler söylemekle yetiniyorum.

Malakanların askerlik yapmamaları, savaşmayı kabul etmemeleri; bırakınız savaşmayı; eline silah almayı reddetme geleneği tamamen dinsel inanışlarından kaynaklanmaktadır. Bu kavrayış ve algılama Hıristiyanlık kadar eski bir geçmişe sahiptir.
Tertullien’e göre ki kendisi ilkçağlar Hıristiyanlığının en önemli din âlimlerinden biridir; Hazreti İsa’nın yakalanması sırasında Pierre’in elindeki kılıcının düşmesi tanrının isteğidir ve tanrı bununla silahı “bütün askerlerin“ elinden düşürmek istemiştir. Bu inanışa sahip bir topluluğa askerliği dayatmak ve kabul ettirmek olanaksızdır.
Malakanizmin en temel ilkelerinden olan bu anlayışı yok sayılarak Malakan halkını askere almak, imkânsızdan öte bir şeydi. Köylerine, tarlalarına, mallarına el koyma eziyet, baskı ve dayak gibi canice yaptırımların yanında konsolosluğa girip çıkmalarının bile engellenmeye çalışılması (bkz sf 91.dipnot) gibi ağırlaştırılan koşulları çok azı kabullenebilmiş; Yirmi bin’i aşkın Malakan nüfus anayurtlarına geri dönmüş; çok küçük bir azınlık değiştirilmeye zorlanan yeni koşullara uyarak Türkiye’de kalmayı kabullenmiştir. Bu kalan ailelerin bireylerinden oluşan son 500 kişi ise 1962 li yıllarda anayurda, Sovyetler birliğine geri dönmek zorunda kalmışlardır.