TÜRKİYE’DE VİCDANİ RED KAVRAMININ TARİHSEL KÖKENLERİ
Türkiye’de vicdani red kavramının tarihsel kökenleri var mıdır; varsa nedir? Sorusuna olumlu yanıt vermenin zor olduğu söylenebilir.
Savaşçı ve dünyayı dar-ül harb, dar-ül İslam olarak algılayan bir geleneğin egemen olduğu bir toplumda vicdani red kavramının olmadığını söylemek doğru görünse bile bu geçmişte Anadolu topraklarında böyle bir geleneğe sahip olan toplulukların olmadığı anlamına gelmiyor elbette.
Osmanlı askerlik hizmetini Müslüman halklara özgüleyerek Müslüman olmayan toplulukların askerlik hizmeti dışında tutulmasına özen göstermiştir. Bu anlayış 1856 Islahat Fermanı’na değin süre gelmiş, bu dönemde gayrı- Müslimlerin de eşitlik ilkesi gereği askere alınmasına karar verilmişse de bu da tam anlamıyla yürümemiş; 1914 de askere alınan gayri-müslim unsurlar geri hizmetlerde çalıştırılmaya, 1915 de ise tümüyle askerlik hizmetinden uzaklaştırılmaya başlanmıştır. Kurtuluş savaşında bile gayri-Müslimler askere alınmamış; ancak bu durum “siyasal” bir istisna ile bozulmuştur. Hiçbir gayri müslimin silahaltına alınmadığı bir dönemde Büyük Millet Meclisi topraklarına yeni katılan Kars ve çevresinde yaşayan yukarıda Rusya bahsinde sözünü ettiğimiz “ilk Hıristiyan” guruplarından olan Molokanlar ve Dukhoborlar silahaltına alınmıştır. Bunun nedeni belirttiğimiz gibi tamamen siyasaldır. Bolşevik telakkilere sahip olduğu düşünülen bu halkın ülkeyi Bolşevikleştirebileceğini düşünen askeri şefler bu halkın Rusya’ya göçünü sağlayabilmek için erkeklerini askere almağa kalkışmışlardır.
Buradaki müthiş ironi ise askere alınan Molokanların inanışları gereği askerlik yapmayı reddetmiş olmalarıdır.
Anadolu toprağında böyle bir geleneğin yaşadığı nedense hiç bilinmez ve yok sayılır.
Oysa Kars ve çevresinde yaşamış olan Molokan toplulukları bu öğretinin önemli birer temsilcisi olagelmişlerdir.
Molokan toplumu hakkında yazılanların çoğunda onların Rus’luğu öne çıkartılmış, dönemin siyasal iktidarının Rus çarlığının yöre halkını asimile etmek için onları buraya getirdiğini; ya da yöreyi Ruslaştırmak amacıyla bunları yaptığını iddia etmişlerdir. Aslında bu halkın yaşadıkları yörelerden sökülerek Kafkas-ardı topraklarına,Anadolu’ya getiriliş nedeni tam da yazının başında değindiğimiz neden; yani Molokan halkının askerliğe ve savaşa karşı olan tavrıdır. İnançları gereği tanrının tüm savaşçıların elindeki silahları yere düşürdüğüne inanan ve bu nedenle artık insan öldürmemek gerektiğini savunan bu halk çok büyük acılara katlanmıştır. Önce Çar için savaşmayı reddetmiştir. Onların bu barışçı, reddiyeci felsefeleri Çarlık Rusyası’nda dışlanmalarına neden olmuştur. Her şeye karşın sürüldükleri topraklarda 1917 Ekim devrimi’ne değin inançlarını yaşatmayı başarmışlardır. Ne var ki Ekim devrimi’ni müteakiben Kafkasya’nın Rusya’dan kopartılmasından ve de Kars ve çevresindeki toprakların Büyük Millet Meclisi Hükümeti topraklarına katılmasından sonra, 1978 den beri yaşadıkları bu topraklarda da hedef haline gelmişlerdir.
13 Ekim 1921 de Kars’ta Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan arasında dostluk antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmaya taraf ülkeler bir yanda Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile diğer yanda Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sosyalist Sovyetler Cumhuriyetleri Hükümetleri nin yanında Rusya Sovyetleri Sosyalist Cumhuriyeti Hükümeti de katılmışlardır. Bu antlaşmanın Molokanlar açısından önemli bir özelliği bulunmaktadır. Anlaşmanın 11. maddesinde Kars topraklarında yaşayan Molokanların; aynı biçimde Rusya ve diğer taraf ülkeler topraklarında yaşayan Türk uyruklu kişilerin de karşılıklı olarak yerleşmiş bulundukları ülkelerde diğer vatandaşlarla aynı hakka sahip olmakla birlikte askerlik hizmetlerine ilişkin yasalardan ayrık tutulacağı, söz konusu yasaların bunlara uygulanmayacağı karar altına alınmıştır .
Madde şöyledir :
Madde 11— Bağıtlı Taraflardan birinin öteki Taraf topraklarında oturan uyrukları, yerleşmiş oldukları ülke yasalarından doğan hak ve görevlere uygun biçimde işlem görmekle birlikte, ulusal savunmaya ilişkin yasalardan bağışık tutulup onlara uymaları istenilmeyecektir.Aile veraset hakları ile ehliyete ilişkin işlerde de Tarafların uyrukları işbu Madde hükümlerinin dışında kalacaklardır. Bu konular bir özel anlaşma yapılarak çözümlenecektir.”
Ancak bu antlaşmadan sonra yaşanan süreç Türkiye’ nin bu düzenlemeye uymadığını gösterecektir. Yukarıya aldığımız antlaşma hükmüne göre Molokanların ulusal savunmaya ilişkin yasalardan bağışık tutulacağı kararlaştırılmışsa da bundan vazgeçilerek Molokanların Türkiye’den ayrılmaya zorlanması politikası tercih edilmiştir.
Yerleşik Molokan toplumunun siyasallaşması ve önemli bir siyasal güç haline gelmesi konusunda Özellikle Kâzım KARABEKİR in önyargıları ve yönlendirmeleri Meclis Hükümeti için yol gösterici olmuştur. Bu sorunun çözümü için de (!) Molokanların can damarı olan askerlik sorununa yüklenilmekte bulunulmuştur.
Sınırlar içerisinde kalan tüm Molokanların 20 Ocak 1921 tarihine değin Türkiye yi terk etmediği takdirde askere alınacağı yönünde karar alınmıştır.
“Molokanların en nihayet 20 kânunusaniye kadar memleketimizden çıkmadıkları halde katiyen askere alınacakları hakkında Ankara’dan emir geldi. Kars Rus Sovyet konsolosu Norman ziyaretime geldi. Molokanların askere alınması halinde Rusya’daki Türk tebaasının da askere alınacağını söyledi. Cevaben hükümetimiz 20 kânunusaniye kadar müddet temdid etmiştir, bundan sonra gitmezlerse askere alınacaklardır, artık bence yapılacak bir şey olmadığını söyledim.”(Karabekir.)
18 Mayıs 1921 de Çiçerin tarafından Ali Fuat'a gönderilen bir notayla Molokanların sürgün edilmesi kınanır. Çiçerin nota’da Molokanların köylerinden kovulduğunu; yerlerine Anadolu’dan getirilen Müslümanların yerleştirildiğini; Rusların ahırlarda yaşamaya mahkûm edildiklerini belirterek bu durumun derhal düzeltilmesini, aksi takdirde bu davranışların Rus emekçi kitlelerinin tepkilerine neden olacağını belirtir. Çok geçemeden 21 Mayısta bir başka nota ile de Molokanlara karşı yürütülen keyfi tutuklamalar, zorbalıklar ve hırsızlıkların sistematik bir hale geldiği bildirilerek, Rus halkının tepkisinin giderek arttığı belirtilirse de yapılan yazışmalardan anlaşıldığı kadarıyla pek bir sonuç alınamaz. Ali Fuat Cebesoy bu konunun kendisine değil, Ankara hükümetine iletilmesi gerektiğini söyler. Haziran 1921 de Çiçerin’in büyükelçi Ali Fuat’a vermiş olduğu yeni nota daha serttir.
“…bu toprakları terk edip göç etmek isteyen Molokanlar, malını mülkünü beraberlerinde alıp götürebilirler, ne yazık ki buna Türk makamları engel olmaya çalıştılar; bu da yetmedi, Molokanlar soyuldu ve her türlü baskı altında bırakıldı, ellerinden toprakları alındı. Bu göçmenler evlerinden kovuldu, açlıktan yarı ölmüş Molokanlar ahırlara ve tavlalara kapatıldı… Kars bölgesinde yaşayan Rus halkının zorla askere alınması da XII maddeyi ihlal edici keyfi bir harekettir ve bunu da şiddetle protesto ederiz...” denmesine karşın yine bir şey değişmez. Bunu R.S.F.S.C. Dışişleri Halk Komiseri Çiçerin’in 13 kasım 1921 tarihli nota’sı izler:
“Rus hükümeti üzüntü duyarak defalarca yaptığı uyarı, protesto ve istemlerine rağmen, Kars bölgesinde yaşayan Rus halkının her türlü yasa dışı kovuşturmaya ve baskıya hedef olduğunu belirtmek zorundadır. Daha önceleri de belirtmiş olduğum gibi Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkilerde özellikle bu soruna büyük önem vermekteyiz. Ancak bu günlerde Kars bölgesinden almış olduğumuz haberler; Türk makamlarınca Rus halkına karşı baskı hareketlerine son verilmediği gibi tersine, daha da artırdığını göstermektedir. Bütün haklar ve Moskova anlaşması hükümleri çiğnenerek, Sovyet topraklarına geçmek isteyen Molokanlar Türk uyruklu kimseler gibi kabul edilerek üstelik silâhaltına alınıyor. Bu ise eşine zor rastlanır bir keyfi davranıştan başka bir şey değildir… Bu dayanılmaz eylemleri şiddetle protesto edip isyan duygularımı açıklarken özellikle Türk temsilcisi Kazım Karabekir’in Rus temsilcisi yoldaş Ganetski ile yaptığı görüşmelerde, Kars ilini terk etmek arzusunu bildirmiş olan Molokanların Türk uyrukluğunda kalmasını ve silah altına çağrılmasına kabul ettiğimi iddia etmesi karşısında duyduğum şaşkınlığı ifade etmek isterim. Hiçbir aslı ve dayanağı olmayan bu iddia beni son derece hayrete düşürüyor ve resmen şunlara bildirmeme zorluyor: bu asılsız iddialardan çıkacak bütün sonuçlar ve bu sonuçlara kanan ve şaşıran Rus temsilcilerinin yapacakları herhangi bir açıklamanın hiçbir hükmü yoktur. Rusya hükümeti Kars bölgesinden çıkmak isteyen ve bu isteklerini resmen bildiren bütün Molokanların Rus vatandaşı olarak sayılmasını, Molokanların Türkiye'de askeri göreve alınma girişiminin yasa dişi kabul edileceğini ve şimdiye kadar bu üzücü olaylara meydan veren Türk sorumlularının cezalandırılmasını resmen ve kesinlikle talep eder. Şunu da ekleyeyim ki vaktiyle Rusya'ya göç etmek olanağına sahip olmayan Molokanların bugün bulundukları yerde 1 yıl daha kalma hakları bulunduğuna ilişkin resmi bir mutabakat bulunmaktadır.
…Türkiye’de kalma kararını alan Molokanlara gelince, bizce bu Molokanlara, milli azınlıkların haklarına karşı saygı gösterileceğini belirten misakı milli'nin Moskova antlaşması ile kabul etiğimiz ilkelerin uygulanması doğru olacaktır. Biz misakı milli yi bütünüyle kabul ettikten sonra bu paktın Rus milli azınlığa karşı tanınmaması ve dini haklarına saygı gösterilmemesi yersiz ve yakışıksız bir hareket olacaktır. Çarlık rejimi bile Molokanların dini inançlarına göz dikmiş değildir ve Molokanlar bu rejim sıralarında bile askerlikten muaf tutulmuşlardır. Kaldı ki misak i milli de ifade olunan özgürlük ilkelerini ihlal eden bir hükümetin, bu konuda Çarlığın zulmünü bile gölgede bırakan hareketlerde bulunmaması ve böyle hareketleri haklı olarak kabul etmemesi gerekir…’’
2 Aralık 1921 tarihli nota da ise, Hıristiyanların muaf tutulduğu askerliğe tabi tutma uygulamasına değinilerek,
“…. Kilikya da bütün Hıristiyanlar askerlik görevinden muaf tutulurken, Kars’ta bütün Hıristiyanlar askerlik görevinden muaf tutulurken karsta Çarlık zamanında bile askere alınmayan Molokanlar bugünlerde silâhaltına alınıyorsa bunun ne anlama çeldiğini çok iyi anlamaktayız.”(Yerasimos )denilmektedir.
Molokanlara yönelik sistematik bir baskı uygulanmış, köylerine, tarlalarına, mallarına el konulmuş; eziyet, baskı ve dayak gibi canice yaptırımlar uygulanmıştır. Bunlar yetmemiş, Molokan ve Dukhobor erkekleri askere alınmaya, cepheye sürülmeye başlanmıştır. Giderek ağırlaşan bu koşulları çok azı kabullenebilmiş; Bu trajedi 1922 yılında bu halkın Türklerle evlendirdikleri kızlarını, ölülerini,hemen tüm mal varlıklarını bırakarak kırk yıl önce geldikleri bu topraklardan istemeyerek de olsa ayrılmalarıyla sonuçlanmıştır.
Yirmi bin’i aşkın Molokan nüfus 1922 yıllarında Türkiye’den ayrılmak zorunda bırakılmış; çok küçük bir azınlık yeni koşullara uyarak Türkiye’de kalmayı kabullenmiştir. Bu kalan ailelerin bireylerinden oluşan son 500 kişi ise 1962 li yıllarda anayurda, Sovyetler birliğine geri dönmek zorunda kalmışlardır Çocukları bu topraklarda dünyaya gelmiş, akrabalıklar kurmuş bu halkın “vicdani retçi” olmalarının ise ayrı bir önemi olduğunu düşünüyorum. 23.09.2007
ERKAN KARAGÖZ